Depremin üzerinden üç yıl geçti. Yaşamını yitiren tüm canlarımızı saygıyla anıyor, depremden etkilenen tüm canlara geçmiş olsun dileklerimizi yineliyoruz.
Resmî açıklamalara göre 52 bin, ancak sahadan ve sivil toplumdan gelen veriler ışığında yüz binlerce yurttaşımız bu büyük felakette yaşamını yitirmiş; milyonlarca insan evsiz kalmış, yerinden edilmiş ve derin travmalarla baş başa bırakılmıştır. Aradan geçen zamana rağmen deprem bölgesinde yaşanan sorunlar büyük ölçüde çözülememiştir.
Yaşanan yıkım yalnızca bir doğa olayı değildir. Depremin bu denli ağır sonuçlar doğurmasının temelinde; bilimsel şehircilik ilkelerinin yok sayılması, imar afları, denetimsizlik ve rant odaklı politikalar bulunmaktadır. Bu gerçek göz ardı edilerek gerçek bir iyileşme sağlanamayacağı ortadadır.
Depremin ilk gününden bu yana bölgede bulunan bizler, depremzedelerin barınma, gıda, sağlık, eğitim ve altyapıya erişimi için süreci yakından takip ettik. Yaşanan mağduriyetleri ve ihmalleri defalarca Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdık. Teslim edilmeyen konutlar, yapılmayan yollar, tamamlanmayan altyapı çalışmaları, eğitimden kopan çocuklar ve sağlık hizmetlerine erişilememe hala depremin ilk günündeki gibi devam etmektedir.
Aradan üç yıl geçmesine rağmen hâlâ konteynerlerde yaşam mücadelesi veren binlerce yurttaşımız bulunmaktadır. Kalıcı konut sağlanmadan bu alanların dahi boşaltılmak istenmesi, canların mağduriyetini büyütmektedir. Malatya, Adıyaman, Maraş ve depremden etkilenen tüm illerde yurttaşlarımız belirsizlik içinde yaşamaya devam etmektedir. Yerinde dönüşüm yerine halkın iradesi yok sayılarak uygulanan politikalar, zorunlu göçü ve toplumsal çözülmeyi derinleştirmektedir.
Depremden en fazla etkilenen kesimler; kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelli yurttaşlar olmuştur. Çocukların eğitim hakkı, kadınların güvenli yaşam koşulları ve engelli bireylerin erişilebilirlik hakları yeterince gözetilmemiştir. Öte yandan, deprem sonrası ortaya çıkan psikolojik travmalara yönelik kapsamlı ve kamusal bir ruh sağlığı politikası hâlâ hayata geçirilmemiştir.
Deprem sürecinde kayıp çocuklar başta olmak üzere kaybolan yurttaşların akıbeti açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu konuda etkin, bağımsız ve şeffaf bir araştırma yürütülmesi zorunludur.
Aynı şekilde, depremde sorumluluğu bulunan kişi ve kurumların adil bir biçimde yargılanması ve cezasızlık politikalarına son verilmesi gerekmektedir. Deprem gerçeğiyle yüzleşmenin yolu adaletten geçmektedir.
Bugün gelinen noktada, deprem sonrası yeniden inşa süreci de doğayı, tarımı ve yaşam alanlarını tehdit eden bir anlayışla yürütülmektedir. Bunun en somut örneklerinden biri Hatay’da zeytinlik alanların kamulaştırılarak imara açılmasıdır. Zeytinlikler yalnızca tarım alanı değil; bölgenin kültürü, geçim kaynağı ve ekolojik yaşamıdır. Depremin yarattığı yıkım, yeni bir rant ve talan düzenine gerekçe yapılamaz.
Afetlere hazırlık, yeniden inşa ve iyileşme süreci; bilimsel, şeffaf, ekolojik ve halkın söz ve karar hakkını esas alan bir anlayışla yürütülmelidir. Depremzede canlarımızın yaşadığı sorunlar ivedilikle çözülmelidir.
Celal Fırat
