“CEMRE GÖNÜLLERİMİZE DÜŞSÜN”
Toprağın bağrına bir sır gibi,
Suyun kalbine bir sevda gibi,
Havanın nefesine bir deyiş, bir türkü gibi düşer cemremiz.
Alevilerde doğa candan ayrı değildir ki…
Dağ, varılması gereken bir eren;
Su, niyaz eden bir can;
Ağaç ise sır saklayan bir derviştir.
Cemre düşünce,
Her canlının dili en güzel olana çözülür.
Dereler nefes olur, akar.
Toprak ananın koynunda
Bir kardelen açtığında biliriz ki
O çiçek, zulme rağmen boy veren bir ikrardır;
Sazın teline dokunur gibi geçer içimizden.
Cemre düştü canlar…
Ama en çok gönlümüz ısınsın isteriz.
İnsanın içindeki merhamet de ısınsın.
Dağ başındaki bir ardıç ağacı
Ya da eşikteki bir dut ağacı…
Kökü toprakta değil mi?
Güneşi inkâr etmez,
Yağmuru dışlamaz,
Fırtınayla kavga etmez.
Her hâlini Hakk’tan bilir
Ve her zerresinde bir sır taşır.
Cemre düştüğünde,
Doğanın Hak’la kurduğu aşk
İnsanlığın yüreğine de düşsün isteriz.
Kinle soğumuş kalpler çözülüp merhametle ısınsın,
Sınırlar çizmekten yorulmuş eller birbirine uzansın.
Dağ nasıl güneşi ayırt etmezse,
Su nasıl aktığı yeri seçmezse,
İnsan da insanı ayırmasın.
İnsanlığın kendi içindeki kışı uğurlayıp
Hakk’ın şefkatine, Pir’in eşiğine yürümesi dileğiyle…
Aşk ile.
Celal Fırat
