Urfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede yaşanan silahlı saldırının ardından, bugün Maraş’ta bir ortaokulda dört canın yitirilmesine neden olan bir başka saldırıyla sarsıldık. Bu iki olay, artık “münferit” diyerek geçiştirilemeyecek bir gerçeği yüzümüze çarpmaktadır: Eğitim alanında şiddet, derinleşen toplumsal bir çözülmenin açık bir sonucudur.
Okullar; çocukların kendini güvende hissettiği, geleceğe umutla baktığı kamusal alanlar olmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Eşitsizliklerin büyüdüğü, yoksulluğun derinleştiği ve gençlerin geleceksizlik duygusuyla yalnızlaştığı bir düzende, şiddetin sıradanlaşması tesadüf değildir. Bu, göz göre göre büyüyen bir toplumsal yaradır.
Bugün ekranlarımızda şiddeti yücelten, mafyatik dili normalleştiren içerikler; cezasızlık algısını pekiştiren uygulamalar ve toplumsal sorunlara günübirlik çözümlerle yaklaşan siyasal anlayış, bu çürümeyi daha da derinleştirmektedir. Şiddet yalnızca sokakta değil, dilde, kültürde ve yönetim biçimlerinde yeniden üretilmektedir.
13 yaşındaki bir çocuğun silaha bu denli kolay ulaşabilmesi, karşı karşıya olduğumuz tablonun vahametini açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum bir “bireysel sapma” değil; denetimsizliğin, ihmallerin ve yanlış politikaların sonucudur. Silaha erişimi kolaylaştıran tüm düzenlemeler derhal gözden geçirilmeli ve geri çekilmelidir.
Eğitim alanını piyasa ve güvenlik eksenine sıkıştıran anlayış terk edilmeden; eşit, bilimsel, laik ve kamusal bir eğitim sistemi inşa edilmeden bu karanlık tablo değişmeyecektir. Çocuklarımızın yaşam hakkını korumak, onları korkunun değil umudun büyüttüğü bir geleceğe hazırlamak hepimizin sorumluluğudur.
Unutulmamalıdır ki; bir toplumun çocukları silahla tanışıyorsa, orada yalnızca güvenlik değil, vicdan da yara almıştır.
Artık susmak değil, değiştirmek zorundayız.
Celal Fırat
