KURBAN, İNSANI YARDIMA MUHTAÇ BIRAKMAYAN VİCDANDIR.
Hak lokması bir sofraya geliyorsa…
Bir cem meydanında insanlar birbirine “can” diye seslenebiliyorsa…
Bir lokma bölünürken kimsenin eli geri kalmıyorsa…
Bil ki bayramdır.
Sevgili canlar, bizim yolumuzda bayram yalnızca takvimde duran kutsal bir gün değildir.
Bayram, insanın insana yeniden gönül verdiği, kırılan yerlerin onarıldığı, dara düşenin unutulmadığı zamandır.
Bizim kurbanımız, zenginin fakire uzaktan verdiği bir sadaka değildir.
O, yukarıdan aşağıya “veren el – alan el” ilişkisine indirgenemez.
Çünkü bizim yolumuzda hiçbir can diğerinden aşağı değildir.
Hiçbir lokma üstünlük göstergesi değildir.
Hak lokması kibirle değil, rızalıkla bölünür.
Alevilik’te kurban; bir insanın öteki üzerinde iyilik kurması değil,
herkesin kendi emeğiyle aynı sofraya katkı sunabilmesidir.
Aynı meydanda eşitlenebilmesidir.
Esas olan, yardım etmekten önce insanı yardıma muhtaç bırakmayan bir vicdan kurabilmektir.
Bir lokmayı bölüşmek, aslında hayatı bölüşmektir.
Bir sofrayı büyütmek, umudu doyurmaktır.
Bir insanın onurunu korumaktır.
Çünkü insan bazen açlıktan önce kırılır.
Anadolu’nun kadim meydanlarında lokma kutsaldır.
Lokma yalnız yemek değildir.
Lokma; eşitliktir, kardeşliktir, kimsenin kimseye üstün olmadığı bir vicdan meydanıdır.
İşte bu yüzden bizim yolumuzda asıl kurban,
kendi içindeki kibri, öfkeyi, hırsı ve “ben”i kesmektir.
Asıl kurban, nefistir.
Bugün memleketin en büyük yarası da budur:
Birlikte yaşıyoruz ama aynı yürekte yaşamıyoruz.
Bir evde bayram sofrası kurulurken başka bir evde sessizlik büyüyor.
Bir çocuk bayramlık giyerken başka bir çocuk annesine “Bu bayram et yiyecek miyiz?” diye soruyor.
Bayramın gerçek anlamı tam burada ortaya çıkar:
Bir başkasının hüznünü kendi yüreğinde hissedebilmektir.
Tok yattığında aç yatanın utancını taşımaktır.
Komşunun kapısı çalınmadan sofranın tamam olmayacağını bilmektir.
Cem meydanları bu yüzden yalnız ibadet yeri değil, vicdan meydanıdır.
Kişi orada kendisiyle yüzleşir, kırdığı kalpleri, eksilttiği umutları hatırlar.
Rızalık almadan yol yürünmeyeceğini bilir.
En çok ihtiyacımız olan şey de budur:
İnsanların birbirine yeniden “can” diyebildiği bir dünya…
Hakikatin sofrada bölüşüldüğü,
emeğin kutsandığı,
kimsenin kimseye üstün olmadığı,
adaletin lokmada da göründüğü bir dünya.
Hak lokması bölünür ama eksilmez.
Çünkü gerçekten paylaşanlar bilir ki;
eksilen lokma değil, insanın içindeki karanlıktır.
Aşk ile…
Celal Fırat
